Eskiye oranla iskelete dönmüştüm, ama önemli değildi... Çözülmeyi reddeden tek bir Cumhuriyetçi Siyasi Savaş Tutuklusu’nun dayanma gücünü kıracak hiçbir şeyi yoktu tüm emperyalist cephaneliklerinde... Soğuktan donarak yeniden döndüm. Kar pencereden battaniyenin üstüne yağıyordu. Tiocfaidharla, dedim kendi kendime. Tiocfaidharla... çıplak ve acıyla iki büklüm olmuş... çürüyen çöp yığınlarının ortasında bir köşeye çömelmiş, dışkı kokusunun sidik ve çürüyen artık yiyeceklerin hasta edici kötü kokusuna karışıp kalacağı yere bağırsaklarını boşaltmaya zorlanan yıkanmamış bir beden. Bu tür işkenceye bir ad bulsunlar haydi diye düşündüm, ayağa kalkıp temiz hava almak için pencereye giderken. Dayaklar, tazyikli sular, açlık ve yoksunluk. Bu kabuslar kabusuna bir ad taksınlar haydi...”
Bu zulmün, bu işkencenin adı... kibarca HÜCRE’ydi. Açıkça TABUTLUK... İşte bu işkencenin adı siz seyredenlerce “AVRUPA STANDARTI”!!!!
Direnmekten, savaşmaktan gurur duyuyorum. Dışarda bizi yok edemezlerdi. Cehennem de-liklerinin içinde acımadan işkence ediyorlardı bize ve yine yok edemiyorlardı. Korkuyordum ama teslim olmayacağımı biliyordum. Boyun eğmektense tüm işkence silahlarının zalim gücünü göğüsleyebilirim...